Bloga dön
Menstrüasyon ve Depresyon

Menstrüasyon ve Depresyon

5 dk okuma

Beni rahat bırakın. Canım tatlı bir şeyler istiyor. Yaklaştığınızda çığlık atacak gibi oluyorum. Birileri sırtımı ve saçlarımı okşarken uyuyakalsam keşke. Yataktan hiç çıkmasam olur mu? Haykıra haykıra ağlamak istiyorum. Biraz çikolata yiyeyim. Uyku tutmuyor. Çıldıracak gibiyim.

Menstrual döngü aşamalarından[1] olan luteal faz, güçlü etkileriyle regl olan bireyleri en çok etkileyen süreç olarak bilinir. Kimi bireylerde bu sürecin etkileri son derece yoğun ve şiddetli geçerken, kimisinde ise etkiler fark edilmeyecek kadar hafif olabilir. Ama istisnalar olsa da luteal faz, genellikle belirgin şekilde yorgun, stresli ve depresif hissettiren bir süreçtir.


Neden böyle hissediyorum? Yoksa depresyona mı giriyorum?

Depresyon, klinik bir tanıyı işaret eden bir kavram olmakla birlikte, ne yazık ki günümüzde aslında birbirinden farklı olan duygudurum değişikliklerinin genel adıymış gibi düşünülüyor.

Bu sebeple, öncelikle klinik bir tanı olan depresif bozukluk/depresyon kavramı ile menstrual döngünün luteal fazında yaşanan duygudurum değişiklikleri arasındaki bağlantıları ve bu durumlar arasındaki farkları bilmekle işe başlamak gerekiyor.

Zira regl süreçlerinde olduğu gibi, günlük hayatı sekteye uğratan ve klinik destek gerektiren durumların ortaya çıkması halinde de kişinin kendini değerlendirmesi, yaşadıklarını anlamlandırması çözüm süreçlerinin hızlı ilerlemesinde büyük önem taşıyor.

Depresyon hakkında bilgi sahibi olmak neden gerekli? Bunun regl olmakla ne alakası var?

Her şeyden önce, üzülerek ifade ederiz ki, depresif bozukluklarda cinsiyet[2] farklılığı üzerine yapılan çalışmalar, depresyonun kadınlarda erkeklere göre 1,5 ila 3 kat daha fazla görülen bir olgu olduğunu gösteriyor.[3] Bu durumun arkasında yatan nedenleri araştıran bilim insanları, depresif bozukluklarda cinsiyet farklılığının psikososyal nedenlerinin var olmasının yanı sıra, bu farklılığın ardında biyolojik sebeplerin de yer aldığını tespit etmişlerdir. Yapılan araştırmalara göre, depresif bozuklukların yaygınlığında cinsiyet farklılığı, ergenlik çağından sonra belirgin hale gelmekte, hal böyleyken, bu durum, konunun ardındaki biyolojik sebeplerin önemine işaret etmektedir. Bu farklılığın, cinsiyetle ilişkili gonad hormonlarının (östrojen ve testosteron) etkinlik kazanmaya başladığı süreçler itibariyle belirginleşmesi, bilim insanlarının dikkatlerini depresif bozukluklar ve hormonal sistem ilişkisine yöneltmiştir. Kadın bedeninde söz konusu olan bazı hormon değişimlerinin depresif bozukluk süreçlerindeki semptomlarla doğrudan ilişkisi olduğu ortaya konmuştur ki bu değişimlerden biri de menstrüasyon döneminde yaşanan dalgalanmalardır.

Mestrüel döngü içinde over hormon düzeylerindeki değişikliklere paralel olarak;

* duygudurum ve davranış değişiklikleri,

* irritabilite,

* anksiyete belirtileri,

* uyku ve iştah değişiklikleriyle ortaya çıkan premenstrüel disforik bozukluk- PDB (bir diğer bilinen adıyla premenstrüel sendrom- PMS), diğer hormonal değişim süreçleriyle (doğum sonrası ve menopoz süreçlerindeki değişimler) birlikte ele alınmıştır.

Söz konusu araştırmalar, over hormonları ile nörotransmitter[4] ilişkilerinin, kadınlardaki duygudurum ve anksiyete bozuklukları arasındaki bağlantıya ışık tuttuğunu göstermektedir. Yapılan araştırmalarda östrojen seviyesindeki artışın etkileri gözlenmiş ve artan östojenin bazı antidepresanların etki mekanizmasına benzer bir etki yarattığı ifade edilmiştir.

Bu da demek oluyor ki, luteal fazda azalarak yerini progesterona bırakan östrojen, normal düzeye geldiğinde, güzel bedenimizin doğal antidepresanı yeniden devreye girmiş olacak.

Elbette regl oluyoruz diye illa depresyona girecek değiliz, fakat hal böyleyken kendimizi tanımanın önemi daha da gözler önüne seriliyor. Menstrual döngü içerisinde yer alan bu hormonal değişimlerin tüm bedenimizde ve günlük yaşamımızdaki etkilerini bilmek, bu etkilerin olumsuz sonuçlarıyla baş etmek için önemli birer savunma aracıdır.

Peki, regl öncesi süreçte yaşadıklarımla nasıl baş edebilirim?

Öncelikle yapılması gereken en önemli şey, sağlıklı ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite ile bedeni destekleyerek ruhsal iyilik halini (irie hissi J ) sağlamayı hedeflemek. Bunun için yapılabilecek, kendisi ufak tefek, etkisi büyük şeyler var:

·       Regl öncesi dönemde kafein, şeker ve alkol tüketimini azaltmak veya mümkünse en azından luteal faz döneminde geçici süreyle de olsa bunları tüketmemek iyi bir başlangıç olabilir.

·       Günlük 30 dakikalık yürüyüşler veya sevdiğiniz hafif aktivitelerle bedeninize ihtiyaç duyduğu ilgiyi gösterebilirsiniz. Bu aktiviteler vücudu yormadan kas gerilimlerini azaltmak, dopamin[5] ve serotonin[6] miktarlarının yüksek seviyelerde kalmasını sağlamak için iyi seçeneklerdir.

·       İç ritmi dengeleyecek nefes egzersizleri ise her gün olduğu gibi bu zorlu süreçlerde de vücudunuzun ihtiyaç duyduğu oksijeni arttırırken kan akışınızı dengeleyerek irie hissetmenize büyük destek verir, neşelendirir.

Ne de olsa bilim varsa çözüm vardır. Çözüm yollarına çıkan bu ilk kavşağa hoş geldin.

Şimdi, o elindeki çikolatayı sakince bırak ve derin bir nefes alıp bol vitaminli bir meyve seçerek kendine bir iyilik yap.

Bedeninin döngüsel mucizesini karşılamaya hazırlanırken, unutma, bu zorlu luteal fazdan hemen sonra mestrüel faz gelecek.

Merak etme, o süreçte de irie’n hayatını zaten kolaylaştıracak.



[1] Menstrüasyon evreleri ve etkileri hakkında bilgi için bkz. /blogs/news/menstrual-dongu-siklus-fazlari

[2] Burada ifade edilen "cinsiyet", İngilizcedeki "sex" sözcüğünün karşılığıdır; bu sözcükten biyolojik cinsiyeti anlamaktayız. İngilizce "gender" sözcüğünün ise "sex" ten daha aşkın bir anlamı vardır ve Türkçe'deki karşılığı olarak "toplumsal cinsiyet" terimi yaygın kabul görmektedir. (Kadın ve Depresyon, Cem Mumcu, Dr. Suzan Saner, Doç. Dr. Peykan G. Gökalp, 2002.)

[3] Kadın ve Depresyon, Cem Mumcu, Dr. Suzan Saner, Doç. Dr. Peykan G. Gökalp, 2002.

[4] Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka tür bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallar, yani beynimizin ve sinir sistemimizin haberci molekülleri

[5] Dopamin, hücrelerde ve canlılarda önemli rol oynayan nöromodülatör bir moleküldür.  hafıza, hareket, motivasyon, ruh hali ve dikkat süresi dahil olmak üzere birçok vücut fonksiyonunda rol oynar. Genellikle yapılması durumunda sonucunda ödül beklenen eylemler ve aktiviteler, beyindeki dopamin seviyesini artırır.

[6] Serotonin, insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. 

Bu makalenin içeriği genel bilgi verme amacıyla hazırlanmıştır. Verilen bilgiler tıbbi tavsiye olarak sunulmaz ve doktorunuza danışmanın yerine geçmez. Hastalıkların kesin tanı ve tedavisinin yapılması, ayrıntılı klinik muayene gerçekleşmeden mümkün değildir. Her bireyin rahatsızlığının tedavisinin özgün olduğu unutulmamalıdır. Herhangi bir jinekolojik/tıbbi endişeniz veya rahatsızlığınız varsa, lütfen doktorunuza danışın.